Orhan Pamuk’un UN-Habitat Konuşması: “Kentler ve Nostaljik Olmak”


UN-Habitat Genel Sekreteri Dr.J.Clos: “Orhan Pamuk, Türkiye ruhunun sembolü.”

Geçtiğimiz günlerde New York’ta gerçekleştirilen Dünya Habitat Günü (World Habitat Day – WHD) konuşmacıları arasında Türk roman yazarı Orhan Pamuk da vardı. Şehirlerin geleceğinin inşasındaki rollere farklı yönleriyle değinen toplantıda Pamuk, bir İstanbul edebiyatçısı olarak kendi görüşlerini paylaştı.

“Sosyal teorisyen değilim”

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk, kendisinin 1952 yılında İstanbul’da doğduğunu, 63 yıldır bu şehirde yaşadığını ve bir şair, bir yazar olarak şehrini insanlara anlatmaya çalıştığını açıkladı. Doğduğu yıllarda şehir nüfusu 1 milyon iken, günümüzde bu sayının 16-17 milyon kişiye ulaştığını sözlerine ekleyen Pamuk, bir şehre ait olmak ve şehri kimlik olarak taşımak konularına oldukça kafa yorduğundan söz etti. Pamuk, uzun kariyer hayatının ilk 20 yılında bir İstanbul yazarı olduğunun farkında değilken, kitaplarının pek çok dünya dillerine çevrilmesiyle birlikte bu bilince eriştiğini ifade etti. Bunun başlarda biraz zor olduğunu deneyimlemiş olsa da bugünlerde içinin rahat olduğunu belirtti.

“On beş yıldır muazzam bir değişim var.”

Yazar, son 15 yıldır yaşanan ekonomik ve kentsel değişimlerin, yaklaşık ilk 50 yılındaki değişimlerden çok farklı ve çok daha derin olduğunu dile getirdi. Değişimleri, yarı otobiyografik yarı “İstanbul’un ruhunu anlama denemesi” olan “İstanbul” romanında anlatmaya çalıştığını ifade etti. Bu değişim çerçevesinde duyduğu kaygıda yalnız olmadığını bildiğini, şehirde yaşayan bireylerin de bu kaygıyı hissettiklerini belirtti. İstanbul’a her zaman sahipmiş, onu ellerinin arasında tutuyormuş, burayı kontrol edebiliyormuş gibi hissederken artık şehrin ellerinin arasından kayıp gittiği duygusuna sahip olduğunu ifade ederek değişime yetişememekten yakındı.

“Orhan, nostaljik olma!”

Pamuk, İstanbul’un yaşadığı hızlı ve yoğun değişimleri gözlemlerken kendine: “Orhan, nostaljik olma; nostalji ve sosyal-ekonomik değişim gerçeğiyle bir denge kurmaya çalış” dediğini açıkladı ve Gezi Parkı olaylarında da yaşandı gibi, şehri sahiplenme duygusunun önemini vurguladı. Bir şehirde yaşamanın, duygularımız, hislerimiz, görsel hatıralarımız ve şehri nasıl yaşadığımızla ilintili olduğunun altını çizdi. Pamuk, bir roman yazarı olarak görevinin, şehir insanlarının kamusal alanda konuştuklarını, eksik bulduklarını, ihtiyaçları üzerine yazmak olduğunu ifade ederek, bunu son romanı “Kafamda Bir Tuhaflık’ta” da görebileceğimize işaret etti. Görece üst orta sınıf bir aileden geldiğini ve ilk romanlarını belki Batılı bir İstanbul’lu gözüyle yazdığını; son romanını ise 1950’li yıllardan itibaren İstanbul’a kırsal alanlardan göç etmiş olup, şehri bir başta türlü yaşayan ve benimsemeye çalışan insanların gözünden yazmaya çalıştığını anlattı ve bu insanların şehirde yaşayan herkes gibi hafıza kaybı yaşadıklarını vurguladı.

“Binalarımıza, yapılarımıza, meydanlarımıza, ağaçlarımıza, köprülerimize bağlıyız. Hatıralarımıza ulaşabildiğimizde kendimizi güvende hissederiz.”

Yıkılan eski binaların yerine yeni binaların yapılmasıyla ya da bunların restore edilmesiyle; insanın bağlı olduğu hatıraların silinmeye başladığını açıkladı. Şehrimiz, onu tanıyamayacağımız kadar değiştiğinde bizlere ne olduğunu anlamak için, “Kafamda Bir Tuhaflık” romanını yazarken Boğaziçi Üniversitesi’nden bir grup araştırmacıyla birlikte 1950’ler ve sonrasında İstanbul’a göç etmiş olan insanlarla bire bir konuştuğunu açıkladı. Söz konusu insanların kendi elleriyle inşa ettikleri gecekondularla şehre nasıl adapte olduklarını ve yasal koşullara nasıl uyum sağladıklarını sorguladığını belirtti.

Genel olarak umutsuzluk hissinin baskın geldiğini açıklayan ünlü yazar; bir şehre ait olmanın, hatıralarımıza nasıl baktığımızla ilintili olduğunun altını çizdi. Yok edilen mimarilerin beklediğimiz devamlılık ve aidiyet hislerini yok ettiğini anlattı. Pamuk; New York, Paris, Londra ve Şangay gibi metropollerde de benzer bir sürecin daha uzun bir döneme yayılarak yaşandığına değindi.

Konuşmasında son olarak Pamuk, tüm bu hızlı ve büyük değişimlerin kendisini pesimist yaptığını; ancak bunları romanlarında olabildiğince detaylı anlatmaya çalışarak hislerini biraz olsun okuyucularla paylaşabildiğini iletti.

Haber: Selin Belce