Neden ülkelerinde kalmadılar ki?

Hayata Destek Derneği, Suriye savaşı’nın 7. yılına girdiği bu dönemde, Türkiye’deki mülteciler hakkında bazı kamuoyu kesimlerinin “Neden ülkelerinde kalmadılar ki?” sorusuna yanıt olacak etkili senaryolar hazırladı.

Hayata Destek Derneği Başkanı Sema Genel Karaosmanoğlu, derneklerinin bu çalışmasına dair Diken’de yayınlanan yazısında şu açıklamalarda bulundu:

“Birleşmiş Milletler’in, son çeyrek yüzyılın en büyük insani trajedilerinden biri olarak tanıdığı Suriye savaşı, bugün itibariyle yaklaşık yarım milyon insanın yaşamına mal oldu; yaklaşık 11,3 milyon kişiyi yerinden etti. 6 milyon 300 bin kişi Suriye içinde yerinden edilmiş, 5 milyon Suriyeli de başka ülkelere sığınmış durumda. Bütün dünyada yerinden edilen 65,3 milyon insanın neredeyse yüzde 20’sini Suriyeli mülteciler oluşturuyor.

Suriye savaşının ağır insani bilançosunun en iyi hissedildiği ülke, 2 Mart 2017 itibariyle 2 milyon 941 bin 102 Suriyeliye bütün imkanlarını seferber ederek kapılarını açan Türkiye.

1 milyon 341 bini 18 yaş altı çocuk olan ülkemizdeki mültecilerin barınma, sosyal yardım, sağlık, eğitim, geçim kaynakları ihtiyaçlarının karşılanması için istikrarlı ve vicdanlı bir şekilde çalışan Türkiye, Ege kıyılarına vuran cansız çocuk bedenlerini fark edene kadar kayıtsız kalan uluslararası topluluğa da örnek oldu.

Savaşın altı yıllık uğultusunun kulaklarımızda olanca kuvvetiyle çınladığı bugünlerde bir de şu fısıltıları duymaya başladık: “Ülkelerinde kalıp savaşsalardı; bizim askerlerimiz ölüyor, Suriyeliler yatıyor.”

Peki hangisi daha zor: kalmak ve savaşmak mı, yoksa diline ve kültürüne yabancı olduğunuz, kendi kaderiniz kadar çocuklarınızın geleceğini de öngöremediğiniz başka bir ülkeye sığınarak yoksunluklar, hor görmeler, istismar etmeler altında aileniz ve kendiniz için asgari yaşam koşullarını oluşturmaya çabalamak mı? Çocuklarınızın bir savaş ortamında yaşamasına razı olur muydunuz siz?

Yanıbaşımızda gitmekle kalmak arasında her gün seçim yapmak zorunda olan binlerce insan varken, “Kalıp memleketlerini savunsalardı” gibi sözlere şu günlerde sıkça maruz kalan bu toplulukların üyelerini, geçirdikleri travmaları, karşılaştıkları zorlukları ve kalmakla gitmek arasındaki zor tercihlerini hangi şartlar altında verdiklerini tanıtabilmek, anlatabilmek için bu sayfada gördüğünüz senaryoları hazırladık.

Bu yazıdaki görsellere tıkladığınızda, savaşın tükettiği bir Suriye kentinde kalıp savaşmak veya gitmek arasında bir yol eşiğinde başlayacak yaşam çizginiz.

Yapacağınız tercihe göre belki hayatınızı hava taarruzlarından sığındığınız, su ve elektriğin olmadığı harabelerde o günkü gıdanızı aramakla geçireceksiniz. Aileniz onlarca muharip güçten biri tarafından alıkonulmuş belki de öldürülmüş olacak.

Ya da yıllardır sürdürdüğünüz yüksek öğreniminizi yarıda keserek güvenli ülkelerden birine gidecek, yaşamınızı idame ettirmek için tahayyül edemediğiniz işleri yapıyor olacaksınız.

Belki aylarca, hatta yıllarca Ege’de bir adada geleceğinizin ne olacağını düşünürken geçmişinizi yitirecek, dilini kültürünü tanımadığınız bu topraklara niçin geldiğinizi sorguluyor olacaksınız.

Gideceğiniz ülkedeki geçim kaynaklarının sınırlılığı, savaştan önce okullaşma oranının yüzde 95 olduğu ülkenizdeki eğitim olanaklarından çocuklarınızın mahrum kalmalarına, çocuk işçi olarak istihdam edilmelerine yol açacak.

Belki de daha iyi eğitim ve sağlık oranlarıyla, kendiniz ve aileniz için çok daha müreffeh ve huzurlu bir gelecek inşa edeceksiniz.

Kısacası, birazdan göz atacağınız egzersiz, karşı karşıya olduğumuz bu bölgesel krizle mücadelede, uluslararası örgütlenmenin de ötesinde, bireyler olarak sergileyeceğimiz doğru ve sağduyulu davranışın önemini tasvir ediyor. Sadece Suriye için değil, dünyada barışın, huzurun ve istikrarın hakim olduğu bir gelecek için önce doğru soruları sormakla başlamanın gerekliliğine inanıyoruz.”

aaa1

aaa2

kaynak.