Sürdürülebilir Mimari Nedir?

Sürdürülebilir mimari kavramı inşaat sektöründe gitgide yayılıyor ama kendini tanıtırken güçlük çekiyor.

Sürdürülebilir mimari ve çevre sorunları artık yerel ve uluslararası toplulukların yanı sıra işletmeler için de gündemin bir parçası oldu. Ancak insanlar bu kavramdan yeterince faydalanamıyorlar.

Sürdürülebilirlik” ve “sürdürülebilir mimarlık” kelimelerinin tanımı, tasarım ve mimarlık dünyasında iki temel alanda yayılıyor: işlevsel ve şekilsel. Sürdürülebilir sayılan her nesne, ekolojik farkındalığı göstermeli. Bu nedenle işlevsellik aynı zamanda şekilselliğe bağlı oluyor.

Sürdürülebilir mimarlık tasarımlarının sebep oldukları çevresel etkileri sınırlandırmaları ve enerji verimliliği hedeflerine ulaşmaları; sağlık, konfor ve yaşanabilirlik açısından nüfusu olumlu yönde etkiliyor. Tüm bunlar, bina içindeki uygun teknolojilerle sağlanabiliyor. Sürdürülebilir mimarlık, müşterilerin isteklerini yerine getirebilmek demek. Projenin ilk aşamalarından itibaren ihtiyaç duyulan zaman ve kaynaklar göz önünde bulundurulmalı. Ortam olabildiğince doğal tutulmalı ve tamamıyla yeniden kullanılabilir materyallerle planlanmalıdır. Birkaç temel adımı da göz önünde bulundurmak gerekli: uyum yani gölgelendirme ve gün ışığı gibi var olan doğa güçlerini kullanmak, doğal havalandırma kullanmak, biyoyakıt gibi çevresel destekli yaşam sistemleri ya da ev otomasyonu ve yenilenebilir enerji sistemleri ile oluşturulmuş materyalleri kullanmak. Çevre ile iletişime geçmek için özel olarak çalışılmalı. Organik ya da biyo-mimari bir projeye bütünsel olarak yaklaşılmalı. Teknik açıdan çevresel açıya kadar hatta sosyal ve psiko-duyusal yönlerden yaklaşılmalı. 

“Sürdürülebilirlik, ustalık paradoksu olarak yeni meseleler ortaya çıkarıyor; gezegenle yüzleşmek bizi doğrudan çevresel soruna getiriyor. İnsanoğlu, Dünya’nın sermayesini, doğanın kendini yenileme kapasitesine kıyasla daha hızlı tüketiyor. Sürdürülebilir mimariler, gezegenin biyo-kapasitesini aşındırmıyor hatta onunla uyum içinde oluyor. Böylece “sürdürülebilirlik” mümkün oluyor.”

-Enzo Calabrese

Mimarlıkta sürdürülebilirlik sadece enerji kullanımını ve israfını azaltmak anlamına gelmez. Bir mimariyi veya bir kentsel projeyi çevre dostu yapan seçimler, istihdam edilecek bireysel stratejiler değildir. Sürdürülebilir yapılar, yaşamlarını sürdüren insanların yaşam biçimlerini tanımlamalıdır. Örneğin sürdürülebilirlik için bir tasarımın yalnızca kendi bölgesindeki tüketimi değil, tüm şehirdeki atık ve enerji kullanımını azaltılması gerekli

Projelerin sürdürülebilirliği bir zorunluluk olmalı, bir özellik değil. İlkelerini ve kavramlarını tam olarak yansıtan başarılı sürdürülebilir mimarinin modern dönüm noktaları, yerel işgücünün ve halkın projelerin merkezinde yer aldığı gelişmekte olan ülkelerde sıklıkla bulunabilir. Nlè Mimarlık’ın Lagos’taki Makoko Floating Okulu, merkez olarak iklim değişikliğinin yarattığı toplum sorunlarını alan mimari planlamalara yenilikçi bir yaklaşımı temsil ediyor. Bu yapının tasarımı, lokasyon özelliklerini kucakladığı gibi sınırlarını da tamamıyla kucaklıyor. Nüfusun kültür ve geleneklerine ek olarak tamamen yeniden kullanılan materyallerle yapılan bir okulla doruğa ulaşan bir proje. Okul bu anlamda, Mimar Diebedo Francis Kerè tarafından tasarlanan Bali’deki yeşil okul (üstteki görsel) ve Mali’deki Gando kütüphanesine (alttaki görsel) benziyor.

İnşa edilen tüm tasarımların çok küçük bir yüzdesi olarak kalsalar bile neyse ki bu tür mimari projeler daha yaygın hale geliyor. Asıl sorun dış görünüş. Görüntü, kuralları belirliyor. Sürdürülebilir imaj, önemsizleşme riskiyle karşı karşıya kalıyor ve çevre dostu olmanın ortak görüntüsüne uyan tipik bir ahşap ev haline geliyor. Görünüş, özünden daha önemli olabilir mi?  Bu tarz görünen binalar sık sık “yeşil” olarak damgalanıyor. Sadece güneş panelleri var diye bir bina sürdürülebilir olmaz. Her ne kadar enerji açısından etkili olsa da sürdürülebilirlik tüm parçalarının toplamıdır, sosyal ve ekonomik süreci kapsar. Son zamanlarda şirketler çevresel sorumluluğa sahip olduğu imajını vurgulamak amacıyla yanlış bilgiler yayıyor. Buna “greenwashing” deniyor. Birçok örnek verilebilir, bunlardan en ünlüsü; New York’taki Hudson Yards ve Los Angeles’taki Wilshire Projesi.

Sürdürülebilir Mimaride Kullanılan Malzemeler

Sürdürülebilir mimariye yön veren insanların temel amaçlarından biri, kullandıkları hemen hemen her şeyi geri dönüştürmektir. Binalar, kolayca yeniden kazanılabilecek malzemelerle inşa edilmiş ve modüler olmalı. Geri dönüştürülürken ya da yok edilirken herhangi bir kirliliğe yol açmamalı. Kimyasal olarak birbirine yapıştırılmış çeşitli malzemelerin ayrılması geri dönüşüm için ciddi bir sorun teşkil ediyor.

Sürdürülebilir bir mimari proje için mimarların anlamadığı şey; malzemelerin normalde sahip olduklarından farklı bir yaşamı ve işlevi olabileceği. Yeni bir yapının tasarım aşamasından itibaren malzemelerin tekrar kullanımı ve geri dönüşümü dikkate alınmalıdır. Bir yıkım durumunda malzemeler kolayca yeniden kullanılabilir olmalıdır. Japon mimar Shigeru Ban, yıllardır bu uygulamayı araştırıyor ve yayıyor. Aşağıdaki görselde mukavva borulardan yapılmış bir kilise örneği mevcut.

Earthships Biotecture tarafından hazırlanan projeler ise sürdürülebilir mimarinin bir amblemi. Earthships, sıfır-enerjili ısıtma ve soğutma sistemlerine sahip, belediyenin sağladığı enerji kaynaklarından tamamen bağımsız bir tür güneş evidir. Bu yapılar; çöp, kil, saman, ahşap gibi çeşitli malzemelerle oluşturuluyor.  Yük taşıyıcı duvarlar ise çoğunlukla lastiklerle ve çer çöple yapılırken yük taşımayan duvarlar için kutular ve şişeler kullanılıyor. Çevresel etkisi çok az ve özellikleri açısından normal evlerden daha iyi performans gösteriyor.

Avrupa’daki başarılı sürdürülebilir mimarlık projelerine örnekleri Hollanda’da, İtalya’da ve İngiltere’de bulabilirsiniz. Bu da şunu kanıtlar; sürdürülebilir planlama geleneksel mimariden çok kültürel bir yaklaşımdır.

İnsanoğlu, yapı ve çevre arasındaki ilişkiyi korumak için yenilenemeyen kaynakların sınırlı kullanımı ve zararsız malzemelerle daha az etki yaratan bir yapının tasarlanmasına sürdürülebilir mimari öncülük ediyor. Artık görmezden gelemeyeceğimiz çevresel sorunları ele almak için inşaat sektöründe gerçek bir devrimin gerçekleşmesi gerekiyor. Ne yazık ki mimari, kültürel değişimi yansıtan hızlı bir geri dönüşe sahip değil. Tüm canlılar veya gezegen üzerinde olumsuz etkileri olmayan bir projeyi %100 sürdürülebilir kılmak gibi yaklaşımların benimsenmesi zaman harcayan bir süreç.

Kaynak