Ülkelerin COVID-19 ile Mücadele Hikayeleri -1: Birleşik Krallık

Evren Aydoğan
IDEMA
İcra Kurulu Üyesi ve Projelerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı

IDEMA Kalkınma çalışanları yazıyor: Ülkelerin COVID-19 sürecindeki mücadelelerini anlatacağımız yazı dizimize IDEMA İcra Kurulu Üyesi ve Projelerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Evren Aydoğan ile başlıyoruz. Evren Aydoğan bu yazısında IDEMA Haber okurları için Birleşik Krallık’ın hikayesini anlatıyor.

23 Mart Salı akşamı, Birleşik Krallık (buradan sonra İngiltere) Başbakanı Boris Johnson, COVID-19 salgınına ilişkin yeni önlemleri açıkladı. Tüm dünyada, İngiltere’nin kısa bir süre içinde “sürü bağışıklığı” stratejisinden, sıkı, karantina benzeri önlemlere geçmesinin nedeni konuşuluyor. Bunun pek çok bilimsel, siyasi, ekonomik ve toplumsal nedeni olabilir. O nedenlere ilişkin tahmin yürütmeden önce soralım: Ne olmuştu?

29 Ocak’ta İngiltere’de ilk COVID-19 vakası iki Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşında görüldü. 28 Şubat’ta ise, Japonya açıklarına demirlemek durumunda kalan Diamond Princess gemisinde ilk İngiliz vatandaşının vefat haberi geldi. Bu bir aylık süre içinde ülkede vaka sayısı 13’e ulaşmıştı. 5 Mart’ta ise adadaki ilk ölüm gerçekleşti. Bu tarihten 16 Mart’a kadar vaka sayıları artmaya devam etmesine karşın, kimi spor organizasyonlarının ertelenmesi dışında, İngiliz Hükümeti, ciddi izolasyon önlemleri almaktan kaçındı, topluma tavsiyeler vermekle yetindi. Özellikle Alman ve Fransız muadilleri ile karşılaştırıldığında, bu önlemler hem halk sağlığı hem de ekonomik sürdürülebilirlik açısından geniş bir tartışmaya konu oldu. Bu tartışmanın alevlenmesini takiben, İngiliz hükümeti dümen kırmaya başladı. 16 Mart’ta Johnson, herkesi evden çalışmaya davet eden, bar ve lokantalara gidilmemesini öneren bir konuşma yaptı. Sonrasında, 20 Mart itibariyle tüm okullar kapatıldı ve en son 23 Mart akşamı çok sert, sokağa çıkma yasağına benzer önlemler açıklandı. Bu önlemlerin yalnızca dört istisnası var: ilaç ve gıda gibi temel ihtiyaç alışverişleri, günde bir kez dışarıda egzersiz, muhtaç birine bakım yardımı ve işe gitmek zorunda olan mesleklerde çalışanların ev-iş-ev arası seyahatleri. Bu önlemlere uymayanlara, kolluk kuvvetleri eliyle yaptırım uygulanacağını da açıkça vurguladı Johnson, TV’de yaptığı konuşmada.  

Süreç özetle bu şekilde. Peki İngiltere neden böyle hızlı bir politika değişikliğine gitti? Uzmanların yorumu, salgın ilk ortaya çıktığında, İngiltere hükümetinin önündeki iki seçenekten birini tercih ettiği yönündeydi. Virüsü, tam bir tedavisi bulunana kadar mevcut sağlık sisteminin kapasitesi içinde kontrol altına almak için sert izolasyon politikaları uygulamak bir seçenekti. İngiltere hükümeti bunun yerine, “sürü bağışıklığı” denilen, bir bakıma bilimsel temelleri de bulunan bir yöntemi tercih etti. Bu yöntem, çok basitçe, virüsün toplumda yayılmasını kontrollü bir biçimde sağlarken, daha ağır etkilenen yaş grubuna sağlık hizmetlerini sıklaştırarak, birkaç ay içinde genel bir toplumsal bağışıklık kazanılacağı varsayımına dayanıyordu. Çok kısa bir süre içinde, virüsün yayılma ve etkileme hızı/şiddeti bu varsayımın öngördüğünden çok hızlı bir şekilde artınca, İngiltere hükümeti birinci seçeneğe, “sert izolasyon” politikalarına dönmek durumunda kaldı. Dünkü izolasyona ilişkin önlemlerden önce, ekonomiyi ve istihdamı üç boyunca koruyacak çok geniş bir paket de açıklandı. Özetle, bugün itibariyle İngiltere, Almanya-Fransa modeline yakınsamış oldu. 

İngiltere’nin geçirdiği bu iki aylık sürecin önümüzdeki dönemde pek çok ekonomik, siyasal ve toplumsal araştırmanın konusu olacağı açık. Sağlık bilimleri açısından bakıldığında, konunun uzmanları farklı verilere dayanarak farklı analizler yapıyorlar. Anlaşılan, çok dinamik bir şekilde ilerleyen bu salgına karşı “en doğruyu hemen yapmak” çok zor, İngiltere hükümeti de bu zorluk içinde yalpalamış olabilir. Ancak bu salgının bir politika alanı olarak nasıl ele alınıp, yürütüldüğü konusu daha da karmaşık sorulara gebe. Oradaki tercihler, tıbbi gerekçelerle alınmak zorunda kalınan çelişkili kararlardan çok farklı bir analizin nesnesi olabilir. O analizleri de iktisatçılara ve siyaset bilimcilere bırakalım. 

Please follow and like us: