AnasayfaÇevreİklim Değişikliği

“Türkiye ‘Yeşil Dönüşüm’e Uyumda Geç Kalmamalı”

“Türkiye ‘Yeşil Dönüşüm’e Uyumda Geç Kalmamalı”

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), Avrupa Yeşil Mutabakatıyla birlikte küresel gündemde ağırlığını gittikçe arttırmaya başlayan Yeşil Dönüşüm konusunda tespitlerini sıraladıkları bir çağrı metni ile Türkiye’nin “Yeşil Dönüşüme Uyumda Geç Kalmaması” gerektiğini vurguladılar.

Yayınlanan çağrı metni hem Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin iklim hedeflerini göstermekte hem de Türkiye’nin bu çerçevede ne durumda olduğu ve neler yapması gerektiğinin altını çizmektedir. Bu doğrultuda:

  • Avrupa Birliği 2050 yılında ilk net sıfır kıta olmayı hedeflemektedir.

Aralık 2019’da açıklanan Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa’da mevcut politika metinlerini iklim değişikliği ile mücadele açısından yeniden ele alırken, daha ilerici yeni politikaları da gündeme getirmektedir. 

AB’nin temel amacı, karbon nötr ekonomiye geçiş koşullarını oluşturmak ve koyulan çok boyutlu hedeflere ulaşılmasını sağlamaktır.

  • 19 Şubat itibarıyla Paris Anlaşması’na resmen geri dönen ABD’nin de iklim hedefleri AB ile benzeşmektedir

Biden’ın ilk icraatlerinden biri ABD’yi yeniden bu anlaşma çerçevesine sokmak olmuştur. Avrupa Yeşil Mutabakatı ile benzerlikler taşıyan, yani 2050’de sıfır karbon emisyonu; 2035’de sadece yenilenebilir enerji kullanan bir elektrik sektörü ve “sınırda karbon düzenlemesi” hedefleyen bir program önermiştir. 

Dolayısıyla AB ve ABD’nin ortak veya en azından eşgüdüm içinde bir politika izlemesi beklenmektedir.

  • Yeşil Mutabakat, Yeşil Yeni Mutabakat, yalnızca bir iklim değişikliği politikası değil, aynı zamanda, AB ve ABD için yeni bir sanayi politikası, yeni bir ticaret politikası ve yeni bir dış politika çerçevesidir. 

Yeşil Mutabakat Batı’nın uluslararası rekabet gücünü tahkim etmeyi hedeflemektedir. Türkiye gibi bir ülkenin bu sürecin dışında kalması en baştan rekabet gücü kaybını kabullenmesi, zenginleşme hedeflerinden geri adım atması, kendi büyüme ve istihdam gündemini zorlaştırması anlamına gelecektir.

  • Avrupa Yeşil Mutabakatının öngördüğü sınırda karbon düzenlemesi benzeri uygulamaların yaygınlaşması beklenmektedir. 

Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson “yeşil gümrük vergisi” uygulamasını G7’ye sunacağını açıklamıştır. 

Böylesi bir uygulamanın G7’ye genişlemesi durumunda, Türkiye’nin toplam ihracat hacminin yüzde 60’ından fazlası bu kapsam altında değerlendirilecektir. Yalnızca AB’nin sınırda karbon uyarlama mekanizması nedeniyle Türkiye’nin karşılaşacağı maliyetin 1,8 milyar € olabileceği hesaplanmaktadır.

  • AB 2030 yılına kadar yeşil mutabakat hedeflerine ulaşılmasını sağlamak, yeşil teknolojileri geliştirmek ve adil dönüşümü kolaylaştırmak için 1 Trilyon avroluk bir bütçe ayırmıştır. 

Bu kapsamda Türkiye’nin de katıldığı araştırma ve geliştirme programlarından daha fazla fayda temin etmek için AB ve Türkiye’de üniversite, iş dünyası ve kamuoyunu içine alan ortaklıkların oluşturulması büyük önem taşımaktadır. 

Türkiye’nin ulusal düzeyde iklim değişikliği ile mücadele ve karbonsuz ekonomiye geçiş hedeflerine ulaşması için kapsamlı ve ilerici bir strateji oluşturması AB fonlarından da daha fazla faydalanmasına katkıda bulunacaktı.

  • Türkiye’nin AB ile temelleri 2015 ve 2016’da atılan Gümrük Birliğinin güncellenmesi hedefini de yeşil mutabakat süreci kapsamında yeniden ele almak gerekecektir

Yeşil Mutabakat hem Gümrük Birliğinin güncellenmesini daha da önemli hale getirmektedir, hem de Türkiye’nin uyum sağlaması şartıyla AB iç pazarında daha avantajlı konuma sahip olması olasılığını doğurmaktadır. Ancak bunun için Türkiye’nin de Yeşil Mutabakat hedefleri doğrultusunda ilerlemesi ve karbonsuz ekonomiye geçiş hedeflerini güncellemesi büyük önem taşımaktadır.

Küresel değişimler ve oluşumlar incelendiğinde; Yeşil Mutabakata uluslararası rekabetçiliğin güçlendirmeyi hedefleyen Batı karşısında Türkiye’nin bu yeni iklim rejiminin dışında kalarak rekabet gücünü yitirmemesi, olası kayıplarını azaltması ve orta-uzun vadede rekabet gücünü artırabilmesi için bir an önce harekete geçmesinin bir zorunluluk olduğu gösterilmiştir.

İPM, İKV ve TEPAV tarafından açıklanan çözüm tasarımında; Türkiye, kendi geleceği için ve kendi tercihiyle öncelikli olarak aşağıdaki adımları atması gerektiği belirtilmiştir:

  1. Türkiye, 2016 yılında ilk imzacıları arasında yer aldığı Paris İklim Anlaşması’nı onaylamalıdır. Bu ilk adım, Türkiye’nin küresel düşük karbonlu ekonomiye geçiş gündemi içerisinde ciddi bir aktör olarak yer alma iradesini ortaya koyması açısından önem taşımaktadır.
  2. 2015 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) sekretaryasına sunulan emisyon azaltımına yönelik Niyet Edilen Ulusal Katkı Beyanı (INDC) güncel koşullar altında ve gerçekçi bir şekilde güncellenmelidir.
  3. AB’nin Türkiye’nin en önemli ihracat pazarı olduğunu ve Gümrük Birliğinin güncellenme sürecini de dikkate alarak, yeşil mutabakatın getirdiği meydan okumalara cevap verebilmek için sanayi, enerji, tarım ve ticaret politikaları yeşil dönüşüm perspektifinden gözden geçirilmelidir. Söz konusu dönüşümde AB ile senkronize bir yol haritası çıkarılmalı ve izlenmelidir.

Çağrı metnine erişmek için tıklayınız.

Kaynakça: https://ipc.sabanciuniv.edu/tr/haberler-c3786bf3

 

COMMENTS

WORDPRESS: 0
DISQUS: